Ümmetin Problemleri: Gıybet, Af, Kusur
İslamic Source
2026-08-07
Es Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh. Bismillah. Değerli kardeşlerim. Bu serimizde inşaALLAH elimizden geldiğince, dilimiz döndüğünce İslam Ümmeti'nin içinde bulunduğu bazı problemlere değinmeye çalışacağız. Bundan maksat bizleri bölen, parçalayan, kıran ve uzaklaştıran engel ve sorunları ortaya çıkarmak, dikkat çekmek ve hep beraber bunları düzeltmeye vesile olmaktır. Rabbimizden bu amelimizi kabul buyurmasını istiyoruz. Hepimiz insan olmamız hasebiyle nefis taşımaktayız. Ayrıca hepimiz yine insan olmamız sebebiyle diğer insanlar ile çeşitli şekillerde sosyal ilişkiler kurmakta, karşılıklı duygular beslemekteyiz. Ve yine insan olmamızdan ötürü hepimiz hata yapabiliriz. İnsanlık ve Müslümanlar, gıybet, kusurları araştırmak ve ön yargı gibi kötü hasletlerden dolayı pek çok zarar görmüştür. Örneğin İfk Hadisesi, yani Müminlerin Annesi Hz. Aişe(r.a.)'ya münafıkların namusuna karşı çok ağır bir iftira atarak başlattığı ve bazı Müslümanların da nefislerine yenilip konuşup yayarak düştüğü bu gıybet ve iftira hadisesi üzerine Nur Suresi 11-20. ayetler inmiştir. Ya da Usame bin Zeyd(r.a.)'ın savaş sırasında "La İlahe İllallah" dediği halde, bunu ölüm korkusu ile dediğini varsayıp ön yargıda bulunarak bu kişiyi öldürmesi, Mekke’nin fethinden önce Hâtıb b. Ebî Belte'a (r.a.), ordunun gizli sefer hazırlığını mektupla bildirmeye çalışması üzerine Hz. Ömer (r.a.)'ın hemen onu münafık olarak isimlendirip cezalandırmak istemesi ve tarih boyuncaki pek çok vakaya baktığımız zaman bu kötü hasletlerin insanların kaplerini kıran, birbirlerinden soğutan ve aralarını açan, hatta insanları bölebilen, birbirlerine düşman olmalarına sebep olabilen ve daha kötüsü birbirlerinin kanını dökmelerine varabilen kötü sonuçlara yol açabildiklerini görmekteyiz. İşte bu sebeple şeytan bu kötü huyları insanlar arasında yaymak için büyük bir gayret sarf etmektedir. Gıybetin tanımını "Gıybet, din kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle anmandır." şeklinde ifade eden Peygamber Efendimiz(s.a.v.), söylediğimiz şey kişide yoksa o zaman bu durumun iftira olduğunu belirtmektedir. Gıybet, belki de en çok düştüğümüz tuzaklardan biridir. Şeytan nefisimize fısıldayarak bu çirkin günahı bizlere "ama söylediklerim doğru", "ben yüzüne de söylerim/söylüyorum", "ben onun iyiliği için söylüyorum" gibi kılıflar ile süslü gösterek aslında bizlere ölü kardeşimizin etini yedirmektedir. Bu saydığımız bahanelerin hiçbir geçerliliği yoktur. Ölçü, şüpheye yer bırakmayacak kadar nettir. Eğer kişi bu dediklerimi duysa hoşuna gitmeyecek, onu rahatsız edecekse bu gıybettir. Durum bu kadar nettir. Şeytanın bu noktada kullandığı tuzaklardan bir diğeri de gıybetini ettiğimiz kusurun toplum içinde yapılmış olmasıdır. Öncelikle bunun da bir geçerliliği olmadığı gıybetin tanımı gereği gayet nettir. Ancak bu durumun bir başka boyutu daha vardır. O da eleştirmektir. Maalesef bu da çok yaygın, nefse hoş gelen ve kibre kadar gidebilen ve bir o kadar yaygın bir durumdur. Günümüzde bilhassa dini konularda Müslümanlar arasında çok yaygındır ve zararı da bir o kadar fazladır. Eleştirmek, yargılamak, peşin hüküm vermek, ön yargılı olmak. Maalesef bir işi, bir kişiyi eleştirmek, o işi yapmaktan ve o kişiyi düzeltmekten daha kolaydır. Günümüzde dünyevi meselelerde olduğu kadar dini konuda da durum budur. İnsanlar eleştirmeyi din ve dindarlık sanmakta, oturdukları yerden onu bunu eleştirip, suçlayıp, gıybetini yaparak iyi bir iş yaptıklarını zannetmektedirler. Halbuki yaptıkları tek şey nefislerini tatmin etmek ve şeytanın işini kolaylaştırmaktır. Meşhur bir hikaye vardır. Bir gün bir ressam bir tablo çizer, ardından bu tabloyu şehir meydanına koyar ve yanına şu notu ekler "eğer tabloda bir kusur görüyorsanız lütfen işaretleyin". Ertesi gün geldiğinde tablosu üzerindeki işaretlerden görünemez hale gelmiştir. Bunun üzerine ressam aynı tabloyu tekrar çizer ve yine aynı yere bu sefer şu not ile koyar "eğer tabloda bir kusur görüyorsanız lütfen düzeltin" der ve yanına da fırça ve boya bırakır. Ertesi gün geldiğinde bir bakar ki kimse tabloya el sürmemiş. Yapabilen yapar, yapamayan eleştirir. Evet yanlış davranışlar düzeltilmelidir ancak bu uyarının şekli, yeri ve zamanı önemlidir. Eleştiri yıkıcı değil yapıcı olmalıdır. Doğru bir eleştiri sorunu söyleyip bırakmaz, aksine sorunun sebeplerini ve çözümü de getirir. Ayrıca kendisi hiçbir eylem veya hizmette bulunmazken, oturduğu rahat yerden durup da mücadele eden insanları ulu orta eleştirmenin hiçbir yapıcı yönü bulunmadığı gibi eyleme de zararı vardır. Bazense eylem eleştirilirken "Sahabe olsa böyle mi yapardı?", "Müslüman böyle mi olur?" gibi ithamlar ile karşılaşabilmekteyiz. Kişiler kendilerindeki hatayı düzeltmenin mücadelesini vermektense, başkasındaki kusura saldırmayı daha kolay bulmaktadır. Kişi önce kendisi Sahabe gibi olmaya çalışmalıdır. Ayrıca Sahabenin nerede ne yapacağını teşhis edebilmek için önce hangi durumda ne yapmış bilmek gerekir. Çünkü "Sahabe burada şunu yapardı" demek aslında Sahabeye bir davranış isnad etmektir ki bu da delil ister aksi halde iftiraya kadar gidebilir. Üstelik çoğumuz Sahabe gibi olmaktan öte Sahabinin nasıl hareket ettiğini bile tam bilmemekteyiz. Buna ek olarak Sahabe çoğu zaman bizi şaşırtmayı başarırdı. Üstelik eleştirdiğimiz konunun toplum içinde işlenmiş olması ya da günah olması da bunun yanlışlığını değiştirmez. Hz. Muhammed(s.a.v.) Uhud Savaşı'nda Okçula Tepesi'ni terk eden isimleri bile açıklamamış, toplum içinde eleştirmemiş, isim vermemiş, varlıklarında ve yokluklarında hedef göstermemiştir. Acaba bizlerin eleştirdiği hangi kusur Hz. Hamza(r.a.)'ın ölümüne, onlarca şehit verilmesine ve Uhud Savaşı'nın kaybedilmesine sebep olmaktan daha ağır ve ulu orta işlenmiştir? Yine Hz. Muhammed(s.a.v.)'in içki içtiği için cezalandırdığı kişiye "ALLAH seni rezil etsin" denmesini dahi engellediği meşhurdur. Yaptığı suçun cezasını vermiş, ama o kişinin kınanmasına müsade etmemiştir. Acaba bizim kendimize uydurduğumuz bahanelerle ortaya koyduğumuz tavır mı daha güzel sonuç vermektedir yoksa en yüce ahlaka sahip olan Peygamber Efendimiz(s.a.v.)'in ki mi? Peygamber Efendimiz(s.a.v.)'in sünnetine ve uygulamasına muhalefet ederek yapmış olduğumu hareket ve söylemleri hangi içi boş bahaneler ile süslemekteyiz? Bazen kendimizi dinin koruyucuları gibi düşünüp diğer insanlara karşı saldırgan bir tutum sergileyebilmekteyiz. Ancak bu durum genelde şeytanın nefsimize oynadığı sinsi bir oyunun sonucu olmaktadır. Kendimi doğru, diğer herkesi yanlış görüp, diğer insanları eleştirip herkesi kendi bulunduğumuz nokta ve standartlara çağırmak aslında bir nevi kibir örneğidir. Şunu unutmamak gerekir ki bizler dini koruyan biz değiliz, Yüce ALLAH(c.c.)'dur. Hicr Suresi 9. Ayet'te mealen şöyle geçer "Şüphesiz o Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.". Sahabeye baktığımız zaman başkalarının imanlarını ve kusurlarını tartıp gözetlemek, kimin münafık olduğunu bulmaya çalışmak yerine kendi nefislerini terbiye etmeye, kendilerindeki kusurları çözmeye ve kendilerinde nifak olup olmadığını kontrol etmeye yöneldiklerini görmekteyiz. Yine kendimize çeşitli bahaneler ile yollar açmaya çalıştığımız ve çok çirkin bir davranış olan gizliyi araştırma. Bu davranış o kadar çirkin, o kadar rencide edici ve o kadar kırıcıdır ki. Ne kadar yakınımız olursa olsun bir insanın özelini, gizlisini araştırıp ortaya çıkarmamız, ortaya çıkardığımız şey bir günah dahi olsa ne kadar çirkindir. Üstelik kulun nefsine yenilerek yaptığı ama pişmanlığından ötürü herkesden gizlediği bir günahı bizim araştırıp açığa çıkarmamız ne kadar küstah ve çirkin bir iştir. Oysa hepimiz unutuyoruz ki günahsız kul olmadığı gibi hepimiz ancak günahlarımız gizlendiği kadar itibarlıyız. Bir kardeşimizin gizli günahını açığa çıkardık, onu gizli günahından dolayı ulu orta eleştirdik diye Yüce ALLAH'da bizi aynı şekilde rezil ederse halimiz ne olur? Oysaki İslam'ın öğretisi bu değil, aksine tam tersidir. İslam zahire bakar. İslam kalpleri araştırmaz. İslam kusuru örtmeyi emreder, araştırmayı ve yaymayı değil. Bize düşen bir hata görürsek düzeltmektir ki, o bile ulu orta yapılmaz. Güzel ahlak budur. Hz. Muhammed(s.a.v.) güzel ahlakı tamamlamak için gelmiştir. İlk inen vahiyler iman ve ahlak üzerinedir. Ahlakımız imanımızın bir tasdikidir. Hz. Muhammed(s.a.v.) "Allah'ım! Fayda vermeyen ilimden, huşu duymayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul edilmeyen duadan Sana sığınırım." diye dua etmiştir. Bizlere düşen hata yapanın hatasını reddetmekle birlikte, hata yapan kardeşimizi kucaklamak, destek olmaktır. Gerçek Müslümanlık budur. Yoksa bir günah işledi, bir hata yaptı, bir kusuru oldu diye başkalarını eleştirip itham etmek, "gerçek Müslümanlık bu değil" demek değildir. Gerçek Müslüman söylemi de günümüzde çok istismar edilmekte. Kişi bazen bir günahı, bazen bir kusuru, bazense sadece nezaketsiz bir tavrı sebebi ile dışlanabiliyor, itham ediliyor ve "gerçek Müslüman değil" diye atfedilebiliyor. Ancak Gerçek İslam'ın öğretisi suçlamak değil affetmektir, kusuru örtmektir. Hz. Muhammed(s.a.v.) kendisine yapılan kötülükleri dahi affetmiş ve intikam almamıştır. Herkes arasında zaman zaman dargınlıklar olabilir. Ancak İslam bizlere affetmeyi ve merhamet etmeyi tavsiye eder. Çünkü affetmek kalpleri yumuşatır, kardeşliği güçlendirir ve Yüce ALLAH'ın merhametini celbeder. Evet değerli kardeşlerim. Bu saymış olduğumuz özellikler maalesef çoğumuzda bulunmakta. Üstelik bu özellikler bizlerin din kardeşliğini de olumsuz etkileyip Ümmeti bölen ve birleşmesine engel olan sorunlara sebep olmaktadır. Bu sebeple kendimizi ve nefsimizi iyice kontrol etmeli, bu hasletler varsa düzeltmeli, yoksa bile benzer durumlarda tetikte olup şeytan nefsimize fısıldadığı an kendimize çeki düzen vermeliyiz. Ey Rabbimiz. Bizleri gıybetten, insanları eleştirmekten, gizliyi araştırmak temizle. Bizleri kusurları örten ve affedici olanlardan eyle. İlmimizi ve imanımızı arttır. Bizleri doğru yolun üzere bir araya getir. Amin. Eğer isabet ettiysek bu ancak ALLAH'tandır. Eğer hata ettiysek bu da ancak bizdendir. İnşaALLAH faydalı olmuştur. Hayırlara vesile olması dileği ile. Hayır dualarınız bekliyoruz. Selamun aleykum. Dinizimin temel kaynakları, hayatımızdaki her konuyu danışmamız gereken, iyiyi, kötüyü ve ihtiyacımız olan her konuyu en güzel ve doğru biçimde bizlere öğreten Yüce Kur'an'ı Kerim ve Hz. Muhammed(s.a.v.)'in Sünneti'nin bu konular hakkındaki görüşlerini aşağıda bulabiliriz:
KUR'AN'I KERİM'DEN AYETLER:
"Ehl-i kitaptan birçoğu, hakikat kendilerine apaçık belli olduktan sonra, sırf içlerindeki haset ve kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek ister. Allah'ın emri gelinceye kadar onları affedin, hoş görüp bağışlayın; şüphesiz Allah her şeye kadirdir." Bakara 2:109 Onlar bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler ve insanları affederler. Allah iyilik edenleri sever Âl-i İmrân 3:134 Sen (o zaman), sırf Allah'ın rahmetiyle onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları sen bağışla, onlar için Allah'dan mağfiret dile. (Yapacağın) işlerde onlara da danış, bir kere de azmettin mi, artık Allah'a dayan. Muhakkak ki Allah kendine dayanıp güvenenleri sever. Âl-i İmrân 3:159 "Allah kötü sözün açığa vurulmasını sevmez; ancak haksızlığa uğrayan başka. Allah her şeyi işitmekte ve bilmektedir." Nisâ 4:148 "Bir iyiliği açıklar veya gizlerseniz yahut bir kötülüğü affederseniz şüphesiz Allah da ziyadesiyle affedicidir; O her şeye kādirdir." Nisâ 4:149 "Sen af yolunu tut, iyiliği (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir. A'râf 7:199 Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi yaptıklarından sorumludur. İsrâ 17:36 "Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler; yoksa şeytan aralarına girer. Kuşkusuz şeytan insanların apaçık düşmanıdır." İsrâ Suresi 17:53 "Hani o iftirayı dilden dile dolaştırıyor; hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyleri ağzınıza alıp söylüyor ve bunu önemsiz bir iş sanıyordunuz. Oysa bu, Allah katında çok büyük bir bühtandır (suçtur)." Nûr 24:15 "İçinizden lütuf ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere (mallarından bir şey) vermeyeceklerine yemin etmesinler; affetsinler, hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir." Nûr Suresi 24:22 "İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel olan davranışla sav; o zaman bir de göreceksin ki seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse kesinlikle candan, sımsıcak bir dost oluvermiştir." Fussilet 41:34 “Onlar büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınırlar; öfkelendikleri zaman da bağışlarlar.” Şûrâ 42:37 "Bir kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür (ona denk bir cezadır). Ama kim affeder ve arayı düzeltirse, onun mükâfatı Allah'a aittir. Şüphesiz O, zâlimleri sevmez. Şûrâ Suresi 40. Ayet “Her kim sabreder ve bağışlarsa, şüphesiz bu, azmedilmeye değer işlerdendir.” Şûrâ 42:43 Ey iman edenler! Eğer fasıkın biri size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da sonra yaptığınızdan pişman olursunuz. Hucurât 49:6 "Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin; zira onlar kendilerinden daha iyi olabilirler. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler; belki alay edilen kadınlar edenlerden daha iyidir. Birbirinizi karalamayın, birbirinize kötü lakaplar takmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir andır! Kim tövbe etmezmiş, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir." Hucurât Suresi 49:11 "Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Kimse kimsenin arkasından çekiştirmesin (gıybet etmesin)! Sizden biri, ölmüş kardeşinin etini yemek ister mi? İşte bundan tiksindiniz! O hâlde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tövbeleri çok kabul eden ve merhamet edendir." Hucurât Suresi 49:12 “Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Şüphesiz sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin!” Haşr 59:10 "Olur ki Allah sizinle düşman olduklarınız arasında yakında bir dostluk meydana getirir. Allah gücü yetendir. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir." Mümtehine 60:7 "Ey iman edenler! Şüphesiz eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başa kakmaz ve bağışlarsanız, bilin ki Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir." Teğâbün 64:14 İnsanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden ve mal toplayıp ebedi kalacağını sanan her kişinin vay haline! Hayır, o mutlaka Hutâme’ye (cehenneme) atılacaktır. Hutâme, Allah’ın tutuşturulmuş, yüreklere işleyen ateşidir. Uzatılmış direkler arasında (bağlı oldukları halde) ateş onların üzerine kapatılacaktır. Hümeze Suresi 104HADİS'İ ŞERİFLER:
"Zandan sakınınız. Çünkü zan (yersiz itham), sözlerin en yalan olanıdır. Başkalarının konuşmalarını dinlemeyin, ayıplarını ve gizli hallerini araştırmayın, birbirinize karşı üstünlük yarışına girmeyin, birbirinizi kıskanmayın, birbirinize kin beslemeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah'ın kulları! Allah'ın size emrettiği gibi kardeş olun. Sahih-i Buhârî: Edeb, 57, 58; Nikâh, 45 (Hadis No: 6064) Sahih-i Müslim: Birr, 28-32 Riyâzü's-Salihîn: Hadis No: 1571 Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:"Bir müslümanın, din kardeşini üç gün üç geceden fazla terkedip küs durması helâl değildir: İki müslüman karşılaşırlar, biri bir tarafa öteki öbür tarafa döner. Halbuki o ikisinin en iyisi önce selâm verendir." Riyâzü's-Salihîn: Hadis No: 1596 Buhârî, Edeb 62, İsti‘zân 9; Müslim, Birr 23, 25, 26. Ebû Dâvûd, Edeb 47; Tirmizî, Birr 21, 24 "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin." Sahih-i Buhari: İlim, 11; Cihâd, 164; Edeb, 80 Sahih-i Müslim: Cihâd ve Siyer, 6 (Hadis no: 1734) Sünen-i Ebu Davud: Edeb, 20 "Koğuculuk yapan (laf taşıyan) kimse cennete giremez." Buhârî, Edeb 50; Müslim, Îmân 168-170; Ebû Dâvûd, Edeb 38 "Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalime/düşmana) teslim etmez. Kim, kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir Müslümanın (kusurunu) örterse, Allah da kıyamet günü onu örter." Sahih-i Müslim (Birr, 32) Buhârî (Mezâlim, 3) Ebû Hüreyre’den (r.a.) nakledildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:“Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa ya hayır söylesin ya da sussun. Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa komşusuna eziyet/ikram etmesin (diğer rivayette: komşusunu rahatsız etmesin/iyilik etsin). Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa misafirine ikramda bulunsun.” Sahih-i Buhârî, Edeb, 31, 85 Sahih-i Müslim, Îmân, 74, 75 "Birbirinize haset etmeyin, birbirinize kin beslemeyin (nefret etmeyin), birbirinize sırt çevirmeyin (ilgiyi kesmeyin). Kimse kimsenin satışına mani olmasın. Ey Allah'ın kulları! Kardeş olun." Sahih-i Buhari (Edeb, 57, 62) Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, bir adam Hz. Peygamber’e (s.a.v.): "Bana nasihat et/tavsiyede bulun," dedi.Hz. Peygamber (s.a.v.): "Öfkelenme," buyurdu.Adam sözünü birkaç kez tekrarladı (isteğini yineldi), Hz. Peygamber (s.a.v.) her defasında: "Öfkelenme," cevabını verdi. Sahih Buhârî 6116 Kim bana iki çenesi arasındaki (dili) ile iki bacağı arasındaki (namusu/üreme organı) koruma sözü verirse, ben de ona cennet sözü veririm." Buhârî, Rikâk, 23 Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Sadaka vermek maldan bir şey eksiltmez. Allah affeden kulunun ancak izzetini (şerefini ve değerini) artırır. Her kim Allah için alçakgönüllü (tevazu) davranırsa, Allah da onu yüceltir." (Sahih Müslim, 2588; Müslim, Birr 69) “Pazartesi ve perşembe günleri cennet kapıları açılır. Allah’a şirk koşmayan (hiçbir şeyi ortak koşmayan) her kul bağışlanır. Yalnız din kardeşi ile aralarında düşmanlık (kin ve husumet) bulunan kimse bağışlanmaz. (Meleklere şöyle) buyrulur: ‘Siz şu iki kişiyi birbiriyle barışıncaya kadar bekletin, barışıncaya kadar bu ikisini erteleyin!’” Sahih-i Müslim, Birr ve’s-sıla ve’l-âdâb, 35 (Hadis no: 2565) Muvatta (Sıla 19) Ebû Dâvûd (Edeb 47) Resûlullah sallallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:"Geçmiş ümmetlerden biri arasında iki kişi vardı; biri ibadete düşkün (âbid), diğeri ise günahkâr/kusurlu idi. İbadete düşkün olan kimse, diğerinin günah işlediğini gördükçe ona: 'Vazgeç!' derdi. Diğeri de: 'Beni başımla baş başa bırak, Allah'a karşı sen bana bekçi mi gönderildin?' deyince, âbid olanı: 'Vallahi Allah seni bağışlamaz (veya: Allah seni cennetine koymaz)' dedi."Devamında Hz. Peygamber şöyle buyurdu:"Nihayet onların ruhları kabzedildi ve âlemlerin Rabbi katında bir araya geldiler. Yüce Allah günahkâr olan kula: 'Git, rahmetimle seni bağışladım' buyurdu. Diğerine (âbid olana) ise: 'Falan kimseyi bağışlamayacağıma dair kim benim adıma yemin etti? Ben onu bağışladım, senin amelini de boşa çıkardım (veya: mahvettim)!' buyurdu." Müslim, Birr, 137 Ebû Dâvûd, Edeb, 51 Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor\:Bir adam Peygamber Efendimiz'e gelerek şöyle dedi:"Ey Allah'ın Resûlü! Benim hısımlarım (akrabalarım) var. Ben onlara sıla-i rahim yapıyor (akrabalık bağını gözetiyor) olmama rağmen onlar benimle alâkayı kesiyorlar. Ben onlara iyilik ediyorum, onlar bana kötülük ediyorlar. Ben onlara yumuşak davranıyorum (huzur/hacettim), onlar bana karşı cahillik (kabalık ve küstahlık) ediyorlar." Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) şu karşılığı verdi:"Eğer dediğin gibi isen, sanki onlara sıcak kül yediriyor (yüzlerine sıcak kül savuruyor) gibisin. Sen bu minval üzere (iyilik etmeye) devam ettikçe, Allah tarafından onlara karşı seninle daima bir yardımcı (melek) bulunacaktır." Sahih-i Müslim (Kitabu'l-Birr ve's-Sıla ve'l-Âdâb) 2558 Birbirinize buğz etmeyin! Birbirinize haset etmeyin! Birbirinize sırt çevirmeyin! Ve ey Allah'ın kulları, kardeş olun! Bir Müslümana, kardeşini üç geceden fazla terk etmesi (küs durması) helâl olmaz Sahih-i Müslim 2559 Resûlullah (aleyhissalâtu selâm) şöyle buyurdu:"İnsanların amelleri haftada iki defa, pazartesi ve perşembe günleri (Allah'a) arz olunur. Din kardeşiyle arasında düşmanlık (ve kırgınlık) bulunan kimse dışında, Allah'a ortak koşmayan her mümin kul bağışlanır. (Melekere veya zebanilere) 'Şu iki kişiyi barışıncaya kadar bekletin / geri bırakın' denilir." Sahih-i Müslim 2565 “Bir kul, bu dünyada başka bir kulun ayıbını örterse, kıyamet gününde Allah da onun ayıbını örter.” Sahih Muslim, Birr 72 Rasûlullah (s.a.s.) bir gün ashabına:"Gıybet nedir, bilir misiniz?" diye sordu.Ashâb-ı kirâm: "Allah ve Resûlü daha iyi bilir." cevabını verdiler.Hz. Peygamber (s.a.s.): "Gıybet, din kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle anmandır." buyurdu. Sahabeler: "Söylenen ayıp, eğer o kardeşimde varsa, ne dersiniz?" diye sordular. Resûlullah (s.a.s.) şu cevabı verdi: "Eğer söylediğin şey onda varsa gıybet ettin; şâyet yoksa o zaman ona iftira (bühtan) etmiş olursun." Sahih Muslim, Birr 70 “Ey diliyle iman edip kalbine iman girmemiş olan kimseler! Müslümanların gıybetini yapmayın, onların gizli hallerini ve kusurlarını araştırmayın. Zira kim müslüman kardeşinin kusurunu araştırırsa, Allah da kendisinin kusurunu araştırır. Allah kimin kusurunu araştırırsa, onu evinin içinde (halktan gizli tuttuğu mahreminde) bile rezil eder.” Tirmizi [Câmiu't-Tirmizi, Birr, 85] Ebû Dâvûd: [Ebû Dâvûd, Edeb, 35/4880] Enes b. Malik (r.a.) şöyle anlatmıştır: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:"Miraç'a çıkarıldığımda, bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini ve göğüslerini tırmalayan bir topluluğun yanından geçtim.""Ey Cebrail! Bunlar kimlerdir?" diye sordum.O da şöyle dedi: "Bunlar, (gıybet ederek) insanların etlerini yiyenler ve onların şeref, namus ve haysiyetleriyle oynayanlardır (ırzlarını zedeleyenlerdir). Ebû Dâvûd (Edeb, 40, no: 4878) Ahmed bin Hanbel (Müsned, III, 224) "Merhamet edenlere Rahmân da merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki gökyüzündekiler de size merhamet etsin" Sünen-i Tirmizî, Birr 16 "Kim bir Müslümanın ayıbını görür ve onu örterse, diri diri toprağa gömülen bir kız çocuğunu kurtarıp dirilten kimse gibi (sevap kazanmış) olur." Ebû Dâvûd, Edeb, 38 (4891/4892) Hz. Muhammed (s.a.v.) Mekke'yi fethedip Kâbe'ye girdikten sonra çıktı. Kapının iki kolunu tutarak kendisinden intikam almalarını bekleyen Mekkeli müşriklere şöyle seslendi:"Ey Kureyş topluluğu! Şimdi hakkınızda ne yapacağımı sanıyorsunuz?"Mekkéliler şu cevabı verdi:"Hayır (iyilik) umuyoruz! Sen asil, şerefli bir kardeş ve asil bir kardeşin oğlusun!"Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) şu meşhur cevabı verdi:"Ben de kardeşim Yusuf’un dediğini diyorum: 'Bugün size bir kınama ve ayıplama yoktur. Allah sizi bağışlasın! O, merhametlilerin en merhametlisidir.' (Yusuf Suresi, 92). Haydi gidiniz, hepiniz serbestsiniz!" Vâkıdî, el-Meğâzî, II, 835 “Kim Müslüman kardeşini işlediği bir suçtan/günahtan dolayı ayıplarsa, kendisi de o suçu işlemeden ölmez.” Tirmizi (Tirmizî, Kıyâmet, 53/2505) Beyhak Şuabü'l-Îmân (5/315, no: 2778) (Zayıf hadis) (Bu rivayet Tirmizî 2505'te yer almakla birlikte senedi hakkında zayıflık değerlendirmeleri vardır.) Hz. Ömer (r.a.), yanında sahabeden Abdullah b. Mes'ûd (veya Abdurrahman b. Avf) ile birlikte gece Medine sokaklarında devriye gezerken, bir evden çalgı/eğlence sesleri ve uygunsuz davranış kokusu alır. Merak edip evin duvarına tırmanır veya duvardan aşarak içeri bakar. İçeride bir adamın içki masası kurup eğlendiğini görür. Hz. Ömer adama seslenerek: "Ey Allah’ın düşmanı! Sen gizlice günah işlerken Allah’ın seni görmediğini mi sandın?" diye çıkışır. Bunun üzerine ev sahibi istifini bozmadan Hz. Ömer’e tarihi bir yanıt verir: "Acele etme ey Müminlerin Emiri! Ben bir günah işleyip Allah’a karşı geldim. Fakat sen şu an Allah’ın kitabındaki üç emri/yasağı çiğneyerek üç günah birden işledin: Allah Kur'an'da 'Tecessüs etmeyin (gizlilikleri/kusurları araştırmayın)' buyurdu (Hucurât Suresi, 12). Sen ise tecessüs ettin, gizli hâlimi dikizledin.Allah 'Evlere kapılarından girin' buyurdu (Bakara Suresi, 189). Sen ise duvardan/duvarın üstünden girdin. Allah 'Kendi evlerinizden başka evlere, izin almadan ve selam vermeden girmeyin' buyurdu (Nûr Suresi, 27). Sen ise izinsiz ve selamsız girdin." Hz. Ömer (r.a.) bu hatasını derhal idrak eder, adamın haklılığını kabul eder ve şöyle der: "Seni bağışlarsam ve bu yaptığımı telafi edersem sen de beni affeder ve tevbe eder misin?"Adam "Evet" cevabını verince, Hz. Ömer adama ceza vermeden ve işlediği ayıbı kimseye ifşa etmeden oradan ayrılır. İbn Kesîr – Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm (Hucurât Suresi 12. ayet tefsiri) Harâitî – Mekârimü’l-Ahlâk İbnü'l-Cevzî – Menâkıbu Emîri'l-Mü'minîne Ömer b. el-Hattâb Âlûsî – Rûhu'l-Meânî Gazzâlî – İhyâu Ulûmi’d-Dîn (Zayıf rivayet) (Bu rivayet çeşitli kaynaklarda ve Gazzâlî – İhyâu Ulûmi’d-Dîn'de yer almakla birlikte senedi hakkında zayıflık değerlendirmeleri vardır.): Ümmet, Problem, Gıybet, Af, Kusur, Ummah, Problem, Gossip, Forgiveness, Fault
19 .
