İslamic Source

22'lik Genç Şehid: Hafız Vaiz İbrahim Edhem Efendi

İslamic Source

Es Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh

İbrahim Edhem Efendi, Ankaralı Gençoğulları ailesinden Dedezâde Hacı Hüseyin Efendi'nin oğludur. 1903 yılında Ankara'da doğan İbrahim Edhem Efendi, medrese tahsili görmüş; Ankara Sultanisi'nde eğitim aldıktan sonra dinî ilimlere yönelmiştir. Arapça, Farsça ve Almanca bildiğini ifade etmiş, çeşitli âlimlerden ders almış ve Dağıstanlı Şeyh Şerafeddin Efendi'nin teşvikiyle Anadolu'nun birçok şehrinde vaazlar vermiştir. Vaazlarına gösterilen ilgi üzerine "Hayat-ı Beşer: İslâmiyet'te Ahlâk ve Kadınlarda Tesettür" adlı risalesini hazırlamış, ve İzmir'de eserin tamamını bastırmanın pahalı olacağı düşüncesiyle İstanbul’a gelen İbrahim Edhem Efendi eserini “Matbaa-ı Osmaniye”de 1923 yılında bastırmıştır. 59 sayfadan oluşan risalede toplumun dini yaşantısında meydana gelen olumsuz değişiklikler, kadınların örtünmesi, şapka, dans gibi konulara değinmiştir. İstanbul'da verdiği vaazlar ve yayımladığı risale sebebiyle hakkında soruşturma açılmış, önce bir yıl hapis cezası almış, ardından çıkarılan afla 43 gün sonra serbest bırakılmıştır. Daha sonra Anadolu'da yaptığı seyahatler sırasında yeniden takip edilmiş ve Şeyh Said İsyanı sonrasındaki süreçte isyana teşvik ve iştirak suçlamalarıyla Urfa İstiklâl Mahkemesi'nde yargılanmıştır. Mahkeme tarafından idama mahkûm edilen İbrahim Edhem Efendi'nin cezası 7 Temmuz 1925'te Urfa'da infaz edilmiştir. Tek derdi dinini yaşamak ve yaşatmak olan, ömrünü ilme ve dinine adamış 22 yaşında genç bir vaiz olan İbrahim Edhem Efendi, sadece dinini yaşadığı ve savunduğu için alçakça idam edilerek şehid edilmiştir. Ancak bu laik ve dinsiz zihniyete sahip caniler, onun ancak bedeninin yaşamına son verebilmiştir. Çünkü İbrahim Edhem Efendi dini için mücadele edip, bunun bedelini canı ile ödeyerek inşaALLAH şehid olmuştur. "Allah yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyin. Bilakis onlar diridirler, fakat siz bilemezsiniz." (Bakara Suresi 154. Ayet). Üstelik artık İbrahim Edhen Efendi nesiller boyu hatırlanan bir örnek ve mücadelenin simgesi bir kahraman. Yani kafirler İslam'ın ve İbrahim Edhem Efendi'nin sesini susturmak isterken o ses çok daha gür ve nesiller boyu sürecek hale getirdiler. Rabbim İbrahim Edhem Efendi'den razı olsun, amellerini kabul buyursun ve hatalarını bağışlasın. Bizleri de onun gibi İslam adına mücadele edenlerden eylesin. Amin.

Aşağıda Vaiz İbrahim Edhem Efendi’nin “Hayat-ı Beşer: İslâmiyet’te Ahlâk ve Kadınlarda Tesettür” Risalesinden özetle çıkan mesajlar yer almaktadır. Yüz yıl önce susturmaya çalıştıkları mesajı bir kez daha tekrarlamayı bize nasip ettiği için Yüce ALLAH'a hamdolsun.


(İbrahim Edhem, 1339: 1-59):


- Din baştan başa ahlâktır. Ahlâk bütün varlıklar hizmetine verilmiş olan insanda bulunan fıtrat, hilkat ve tabiattır. Her insan güzel ahlâkı elde etmeye mecburdur.
- Ahlâksız bir millet yaşayamaz. Ahlâksız bir hükümet pâyidâr olamaz. Ahlâksız bir memleket mamur olamaz (s.3).
- O halde bazı sınırlı gerçekleri idrakten aciz cahillerin zannettiği gibi “Din terakkiye mani” değil, terakkiyi emreder. Din her ferde güzel ahlâk sahibi olmayı (hem de aynı zamanda yaşamayı, yeryüzünde payidar olmayı, dünya nimetlerinden istifade ile mamurane ve mesrurane yaşamayı) emreder.
- İnsan bütün yaratılmışların en üstünüdür. En önemli vazife olan ibadet, hilafet (insan Allah’ın yeryüzündeki halifesi), istikâmet ve imaret vazifeleri insana verilmiştir. Yoksa insanlıktan murat, yalnızca yemek içmek, hayvanlar gibi ihtiyaçlarını karşılamak, uyumak için değil, yaratıcıyı ve yaratılanları idrak etmeye çalışmak ve iyilik yolunda mücadele etmek için yaratılmıştır.
- Allah insanların dünyada ve ahirette mutlu olmaları için sorumluluklarını bildirmiş ve onları uyarmıştır. Bunun için peygamberler göndermiş ve onların yolundan gidecek âlimler yaratmıştır (s.4).
- Âlim; bütün ilim, fen, sanayi, diller ve sair alanlarda herhangi bir şeyi bilendir. İnsan bildiği şeyin âlimi, bilmediklerinin cahilidir. Ulema, dini ve şer’i ilimlerin muallimleridir. Dış görünüşe göre değerlendiren halkı göre sarıklı cübbeli adamdır. Başına her sarık saran ve sırtına her cübbe giyen hoca olur mu? Kişisel çıkarlardan ve nefsani kinlerden temizlenmiş olarak hayat mücadelesine atılmış, milletin müptela olduğu manevi hastalıklara çare arayanlara “din âlimi” denir. Yoksa, kişisel çıkarları için dini ve dini kisveleri alet ederek “ben vaaz edeceğim” diye kürsülere çıkıp insanları tembelliğe iterek dünya nimetlerinden mahrum bırakan insafsızlar değildir. Mektepmedrese görmemiş halka “hocaya zekât ve fitre verenlere kıyamet kopuncaya kadar istiğfar eyler” diyenler hoca değil, “cerad-ı münteşire: yağmacılar”dırlar (s.5-6).
- İnsanlara Allah’ın emirlerini anlatmak, iyilikleri emredip kötülüklerden sakındırmak, bu milleti kızıl tehlikelerden koruma çarelerine girişmek gerekir. Bu asırda başa beş-on arşın Avusturya tülbendi ulamak, sırtına da içine beş kişi, koluna üç kişi sığacak kadar bol binişler, cübbeler giymekle hoca olunmaz. Elden geldiği kadar ulema fen ilimleri de tahsil etmeli, akıl ile nakli birbirine mezc ederek, halka mantıklı cevaplar vermelidir. Haklı delillerle gençlerimizin imanları sağlamlaştırmak gerekir. Amerika’da çeşitli mesleklerden (felsefeci, doktor, matematikçi vs.) 128 kişinin İslam’a geçtiğine dair gazetelerde haberler çıktı. Böyle durumlar için iyi bir tebliğ metodu lazımdır (s.7).
- Batı medeniyetinin gayesini ve icatlarını batılı mucitlerden hayranlıkla anlatan değil, asırlarca önce bunları keşfeden doğulu bilim adamlarından bahseden, dinin hikmet ve felsefesinden haberdar olanlar gerçek âlimlerdir.
- “Bir milleti irşad ve ikaz eden de dalalete düşüren ve saptıranlarda ulemadır” derler. Bu sözün ilk kısmı doğrudur, “Rabbinin yoluna hikmetle, güzel mev’izelerle davet et” emrini yerine getiren âlimler vardır. Âlimler tebliğ ederler, halk da onu yerine getirir. Eğer yapmazlarsa, resmen ve dinen Hükümet -ümera ki yürütme gücüdür- icraata mecburdur. Âlimler tebliğ ve ümera icraat yaparsa o millet iyiye gider, aksi olursa fesada sürüklenir.
- Ulemadan bazıları; “zaman bozuldu insanlar söz dinlemiyor, herkes fena yollara sapmış, böyle zamanda insanlar doğru söyleyeni dinlemezler, sen mi ıslah edeceksin, başına kaza-belalar gelir” diyorlar. Ben de, tebliğ görevimi yapayım da semeresi Allah’tandır. Allah doğrunun yardımcısıdır” (s.7-9).
- İstanbul’da yayınlanan Karagöz Gazetesi’ne: 10 Teşrinievvel 1339 (10 Ekim 1923) tarihli ve 1624 sayılı nüshanızda “Entarili Erkekler” ve “Denizli’de Türk Sahnesi’nin Şikâyetnamesi” başlıklı yazılarınızda safsata ve İslam-Türk ahlâkına uymayan ifadeler yer almaktadır. “Entarili Erkekler” monoloğunda; Mısır ile Hindistan’da ve diğer bazı İslam ülkelerinde şapka giyen erkeklerden bahsedilmekte ve şapka giymekle insanların dinden çıkmadıkları övülmekte, Tarsus’ta bazı erkeklerin entari ile dolaşmaları eleştirilmektedir. Bu düşünceler Türklük ve İslamlık açısından kabul edilemez. Şapka giymek dine aykırı bir hareket olup, siyasi bir mecburiyet olmadan onu kullanmak milliyetine karşı bir saygısızlıktır. Her milletin başlığı o milletin dini ve milli inanç ve şiarını gösterir. Bundan dolayı şapkayı kullanmak dinen ve milliyeten bir cinayet teşkil eder. İslam ve Türk’ün giydiği başlık medeni değilse, Efrencinin başlığını almak yerine kendine özgü yeni bir başlık seçilebilir. Biz Avrupa’nın şapkasını, birahanesini, dansını değil, sıfat ve marifetini alalım (s.10-11)
- Denizli Türk Sahnesi Müdürü’nün şikâyetine gelince; tiyatrolar edep sahnesi olmalılar, gençlerin ahlâkını bozmamalılar. Karagöz Gazetesi, milletin menfaatine ve yararına yayın yapmamaktadır. Bu konuda Milli Hükümet’in dikkatini çekiyoruz (s.11-12).
- Bu millete söylenecek sözler, baştan ayağa ahlak sözleri, ahlak dersleri, ahlak risale ve makaleleridir. İzmir’de bunların etkisiyle bir uyanış oldu. Müftü Mehmed Rahmetullah Efendi önderliğinde 567 (Gümrük memurları ve esnaftan 300, tüccar ve muteberandan 143, ikinci seçmenlerden 124) imzalı bir arzuhal hazırlandı. Men’-i Müskirat Kanunu’nun daha sıkı uygulanması amacıyla hazırlanan mazbata TBMM’ne takdim edilecektir. 23 Ekim 1923 tarihli Tevhid-i Efkâr’da da yayınlanmıştır. Bu haberde, mazbatanın Vaiz İbrahim Efendi’nin vaazlarının mahsulü olduğu ve İzmir mebusları ve Kastamonu Mebusu Ahmed Mahir Efendi’ tarafından Meclis’e takdimi kararlaştırıldığı belirtilmektedir. Bunun diğer beldelere örnek olacağı ümit edilmektedir (s.19-25’te Meclise sunulacak mazbata, İzmir halkının arzuhali, Müftü Rahmetullah Efendi’nin mektubuna yer verilmiştir).
- Bugünkü ulemanın bazıları bilmedikleri bir soru sorulduğunda “sus gâvur olursun”, “hikmetinden sual olunmaz” gibi bahanelerle insanların düşünme ve sorgulamalarına engel oluyorlar (s.16-17).
- Bundan dolayı da halkın hürmet göstereceği lafızlarla (imam lafzı gibi) tahkir ediliyor, alay ediliyor. Karagöz, Güleryüz, Yeni Mecmua, Zümrüd-ü Anka, Akbaba gibi paspal, ahlak bozucu yayınlar yapan gazete ve dergiler “İmam” lafzı gibi dini değerleri yanlış tanıtmaktadırlar. Kendilerini eleştiren Sebilürreşad gibi dergileri “biz laikler, çoğunluğu teşkil ediyoruz, aleyhimizde fazlaca söyler ve yazarsanız, bir gün gelir matbaanızı parçalarız” diye tehdit ediyorlar. Böyle yayınlar Anadolu’da olsa derhal yerle bir edilir (s.17).
- Çağdaşlaşmak demek, serbestlik demek milli ve dini değerlerinden uzaklaşarak başkalarının giydiği şapkayı giymek demek değildir. Çansız, borusuz, kilisesiz, havrasız, İncilsiz, Tevratsız, İsasız, Musasız herifler şimdi daha şapka giymezken camiye veda etmiş, Kur’an ve Ezan-ı Muhammedî’den uzaklaşmış, dilde sözle bir itikat kalmış. Ya onlar şapkayı da, Allah korusun, giyerlerse ne olurlar?
- Bugün birçok memleketlerde hal “Muhterem Meclis durumu görmüyor mu? Biz kadınlarımızı tiyatro artistleri gibi meydanda gezdirmek istemiyoruz. İrfanımız yüksek olmadığından bunu da Hükümet zorla yasaklamalıdır” diyerek kadınların tesettüre uymalarını Hükümetten beklemektedirler (s.17-18).
- Hakiki İslamlık ve İslam’da Tesettür: Taassup ve serbestlik, biraz muhafazakâr, çok fazla asrîciyiz. Sosyal yapımızda çok kıskanç, pek çok kıskancız. Biz Türk nesli Altaylardan, Karakurumlardan, Malganlardan, Yeşilyurtlardan gelen ırkın nezih evlatlarını temiz sütle emzirmek istiyoruz. Yoksa abdestsiz anadan emzirerek yetiştirmek istemiyoruz. Ezelden aşılı Türk neslinin, yoz aşılara ihtiyacı mı var? Neslimizin palabıyıklı delikanlıları sağlam kanlarını bozmadılar. Biz bozalım reva mıdır? Kitap bize emretmiyor mu? Şecereni bozma! Müfsidattan, bozuk sütten emme... Asrî yiğitlerin çıkardığı kanuna, ecdadımın ervahından sordum, ki buna inkıyad (boyun bükme, uyma) reva mı? Asla dedi (s.26-27).
- Ecdadımın aşiret hayatında birlik, vahdet vardı, fakat şeref vardı, hayâ vardı, kitap ve sünnete tapmak vardı. Büyük hemşirenin kapalı elini belki kardeşi görmezdi... saçlarının bir teli kazara görünse kesilir atılırdı. Misk sürünmezdi, sürünürse ehline (kocasına) sürünürdü... Tanrı misafirleri ile görüşürdü, fakat görülmezdi. Benim neslimin kadınları inek sağar, tezgâh dokur, koyun güderdi, şimdikiler de, sinemalarda gezer, erkek meclislerinde kelebek kadar şuh yaşıyorlar, bunlar yoksa neslimin hatunlarından daha mı asillerdir. Anadolu’nun Ayşeleri de pazara gelir, fakat bunlar gibi değil, Ayşelerin kadınlığıdır ki, bu vatanı ölümden kurtardı, lakin bunlar... Kadınlığı yükseltelim Âmennâ, fakat böyle değil. Yükseltmek için namus lazım, hayâ lazım, sonra da kitabıma, sünnetime inkıyad lazım... Ulu neslimin şiarına aykırı giden dünyalığı yıkmak için ne lazımsa yapmak isterim (s.27-28).
- İslam ve Türk İçtimaiyatı ve Hanımlarda Tesettür: Kadın bir taife-i latifedir ki, onu kıskanmamak kâbil olmaz... Kadınlar kendi erkeklerinden başka erkeklerle ve erkekler de kendi kadınlarından başka kadınlarla ilişkilerinde sakınmalıdırlar... Sinemalarda yan yana, gazinolarda yüz yüze, piyeslerde kol kola, erkekli kadınlı, senli benli gezmeler dini açıdan tehlikeleri duçar olabilir (s.29-33).
- “Anadolu kadınları açık geziyor, çarşıda pazarda alış-veriş yapıyor, Peygamberimiz zamanında kaçkaç yoktu” gibi sözler söyleniyor. Anadolu kadınları açık gezmiyor, yerel kıyafeti ile tesettürlü bir şekilde alacağını alır, satacağını satar, gazino, sinema, tiyatro bilmez, bilse de tenezzül etmez. Peygamberimiz zamanında kadınlar yüzü açık dolaşırlardı, ancak saçlar ve eller gibi haram olan yerler örtülü idi. Vücutlarını sergilemezlerdi, sadece eşlerine yardım ederlerdi. Peygamberimiz kadınların ayaklarına altın ve gümüş halkalar takmalarını, fitneye sebep olur diye yasaklamıştı (s.33-34).
- Ahlâk, beşerin yaratılışında olan bir eğilimdir ki, iyi veya kötü olarak adlandırılır. Ahlâkın seyri, eğitim ve öğretimden çok, iklime ve havaya, suya, içtimaiyata göre şekillenir. Genel ahlâkın birinci derecede koruyucusu ve tamamlayıcısı Kanun-ı İlahi olan Kur’an’dır, ondan sonra sırasıyla ulema, hatipler ve onlara yardım etmekle yükümlü olan Hükümettir. Dini hükümlerden ve bağlardan ve geleneklerinden uzaklaşan halkların sapıtıp, çöküşe sürükleneceği bir gerçekliktir. Son zamanlarda bu tür gidişat aleni bir şekilde yaygınlaşmaya başladı. Toplum hayatımız için başka toplumlardın hayatından örnek alacak ve taklit edecek değiliz, Türk-İslam toplum hayatı bizim için yeterlidir. Avrupalı aydınların önemli bir kısmı bile toplumsal çöküşün sebeplerinden birisi olarak kadınların aşırı serbestliklerini kaydederler (s.35-37).
- Kadınlarımızı yükseltelim. Bu sözden kasıt; kadınların süslenerek, açık-saçık bir şekilde sokaklara çıkması, sinema ve tiyatrolara gitmesi ise, bu durum kadınları yükseltmez, tam tersine alçaltır ve olumsuzluklara kapı açar. Ne kadar eğitim-öğretim verilirse verilsin kadınlarla erkeklerin sosyal hayatta birliktelikleri fesada ve tehlikelere davetiye çıkarabilir.
- O halde kadınlarımızı nasıl yükseltelim? Peygamberimiz “ilim her Müslim ve Müslime üzerine bir farîzadır” buyuruyorlar. Kadınlarımızı okutmak, ilim ve fünunu öğretmek farzdır. Kadınların talim ve tedrisi İslam ve Türk içtimaiyatının ruhu, İslam ve Türk varlığının esasıdır. Bunun için 12 yaşına kadar olacak ilkokul eğitiminde karma eğitim olmalı ve öğretmenleri kadınlardan olmalıdır. Rüşdiye yani ortaöğretimden itibaren erkek ve kız öğrenciler ayrı okullarda eğitim almalıdır.
- Tahsilin her kademesini alacak kadınlar mesleklerini (doktorluk, dişçilik, terzilik vs.) usulü dairesinde icra edebilmelidir (s.38-41).
- Peygamberimiz buyuruyorlar ki; ahlâk dinin rükünlerinden bir cevherdir. İslam’ın farz olan diğer emirleri ahlakın varlığına bağlıdır. Dinin emirlerini yerine getirmeyen Müslüman’ın ahlâkında fesat vardır, tam halûk (iyi huylu), tam hayâlı, tam vefakâr, tam sâdık, tam namuslu, tam vatanperver değildir.
- Şer’î sınırları aşan veya şer’î sınırlar içinde olsa bile fesada karışma ihtimali olan bir durumu men’etmek siyaset ve toplum için yerinde olur. Böyle bir davranışı yapanlar ve yapılmasına müsaade edenler sorumludurlar. Kadınlığı fesada uğramış bir milletin erkekleri de fesada meyleder, genel ahlâkın koruyucusu kadınlardır, bu intizamı bozanlar da kadınlardır. Bu gidişata 9 Eylül (1923) gece ve gündüz kutlamalarda yaşananlar örnek verilebilir (s.42-43).
- Zavallı dul Ayşe, şehit Mehmetçiğin çocuklarına tarhana çorbası bulamazken, ayağına giyecek çarığın derisini bulamazken, bazı hanımların “kadınlığı yükseltiyorum” diye süslenmek ve eğlenmek için israf derecesinde para harcamaları, kadınlığı yükseltmez, tam tersine çirkefe batırır.
- Düşmanın süngüsü altında inleyen, evleri malları, ismetleri harap edilen ak saçlı dede ve ninelerimizden beşikte yatan yavrulara kadar ifritlerin bıçak ve bombaları ile şehit edilen İslam ve Türklerin intikamlarını almak ve vatanın istiklalini kurtarmak için Anadolu’nun öz evlatları can ve kan feda ederken; yüzünden pudrasını, gözünden sürmesini eksik etmeyen, göğüs açık, baldır çıplak zevk ve sefadan asla geri durmayan hanımlara, meyhanelerde, gazinolarda dolaşan beyefendilere sormak lazım: Hayâ bu mudur? Edep bu mudur? (s.44-45).
- Bir milletin içinde azim ve iman sönmeğe, dine hürmet azalmaya, İslamiyet’e ve onun adabına riayetsizlik artmağa başladığı dakikadan itibaren o milletin izmihlali yakınlaşmış demektir.
- Dinin emirlerine ve sünnete aykırı bir şekilde israfın artması ve kadınlık âleminde yaşananlar yükselmeye doğru değil, alçalmaya doğru, çöküşe doğru bir adımdır. Hayat-ı içtimaiyemizi şer’e ve adaba muvafık bir şekilde tesviye etmek hususunda vatanın imanlı insanları, mütefekkirleri müttehittirler. Her bir ferdin hakiki bir Müslüman ve Türk vaziyetine girmeleri varlığımız ve hatta devletimiz için vaciptir. (s.46-47).
- İslam Dini’ne ve milli terbiye ve an’aneye karşı yapılan her bir mâkûs hareket vebal-i azim tevlid eder. Cenab-ı Hakkın emirlerine aykırı hareket beşeriyeti azaba müstahak kılar. Bir Hükümetin kanununa itaat milletin görevlerindendir. Aksine davrananlar hakkında yapılacak muamele cezalandırmaktır. Bazıları idare-i memleket ve inzibat için, hikmet, fünun ve sanayi için Avrupa düşünürlerinin düsturlarını değişmez ilke kabul edenler vardır. Bu doğru değildir. Avrupalılardan alacaklarımız vardır ancak toplum hayatımızı onlara uydurmak zorunda değiliz (s.49-50).
- Kur’an-ı Kerim’de “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” buyruluyor. Peygamberimiz de “ilmi talep etmek her Müslüman kadın ve erkek için farzdır, Çin’de bile olsa” diyerek ilim öğrenmeye teşvik ediyor. İslam Dini cehaletin en büyük düşmanıdır.
- Ayet-i Celilede; “Sen güzel ahlak ile yaratıldın” buyrulurken insanlara da onun güzel ahlakını örnek almayı tavsiye ediyor.
- “Ben insanları ve cinleri ancak ibadet etsinler diye yarattım” ayeti insanları çalışmaya ve ibadet etmeye sevk ederken, boş işlerden ve tembellikten sakındırıyor. Dünyanın nimetlerinden yararlanmayı ve faydalı işler yaparak dünyayı imar etmeyi tavsiye ediyor (s.52-54).
- İslam Dini erkek ve kadınları çalışmağa teşvik ediyor. Hazret-i Peygamber “ip eğirmek için bir kadının elindeki alet, düşmanla çarpışan bir mücahidin kılıcından hayırlıdır” diyerek toplum hayatında kadınların faaliyetlerini takdir etmiştir.
- Ayet ve hadis bilmedikleri halde batılı bilim adamlarının söz ve faaliyetlerine tabi olmak isteyenlere acımamak elden gelmiyor. Batının sanayi ve ticaret alanındaki bilgilerini ülkemizde tatbik edebiliriz. Fakat sosyal hayatını taklit etmemeliyiz.
- Bin küsur yıl önce vücuda zararı olduğu için İslam Dini içkiyi yasaklamıştır. Şimdilerde bu yasağın hikmetini fark eden Amerikalılar içki kullanımının azaltılması için çareler arıyorlar (s.55-56).
- Avrupa toplumlarının sosyal hayatında önemli değişiklikler beklenebilir. Namaz, abdest ve oruç gibi ibadetlerin maddi ve manevi hikmetleri fark edildikçe Batılılarda uyanış başlar.
- Her milletin dini, kültürel, gelenek görenek ve yaşam tarzı olarak kendilerine özgü farklılıkları vardır. Avrupalı toplumların hepsinin bu alanlarda farklılıkları görülmektedir. Onlar bile birbirlerini taklit etmezken Müslümanların onları taklit etmeleri doğru olmaz.
- Müslümanların dinin emirlerine uygun hareket etmeleri mecburidir. Bu noktadan, bu yoldan inhiraf ederek şaşırmış ve alabildiğine koşmağa başlamış olan isyankâr zümrelere karşı darb-ı âlî ile muamele ederek ıslah-ı âlem yolunda çalışması hususunda Hükümetin uhdesine dini ve vazife-i mukaddese terettüp etmektedir.


Hayırlara vesile olması dileği ile. Hayır dualarınız bekliyoruz.
Selamun aleykum.


Kaynakça:


: İbrahim Edhem Efendi, İdam, Execution, Onur, Honor, Cesaret, Bravery




0 .



:


~⚜~